Kategori arşivi: Uncategorized

Tevhid Konusunda Sûfilerin Sözleri

Tevhid Konusunda Sûfilerin Sözleri:

“Tek olan Allah(c.c.), harf ve sınırlar var olmadan evvel bilinmiş ve tanınmış idi”                       Ebû Bekir Şibli

“Aziz ve Celil olan Allah’ın halk üzerine ilk farz kıldığı marifettir. Zira (Ben insi ve cini sadece ibadet etsinler diye yarattım) ayetini, İbn-i Abbas(r.a.), (tanısınlar) diye tefsir etmiştir”                                                                   Ruveym

“Hikmete itikat konusunda kulun ilk muhtaç olduğu husus; Allah’ın eseri ve mahlûkunu yaratış keyfiyeti hakkında, marifet sahibi olmasıdır”             Cüneyd-i Bağdadi

“Aklın delili vardır. Allah’ın bir ve var olduğunu, delille bulur. Hikmetin işareti vardır, rehber olur. Marifetin şehadeti vardır, vahdaniyeti temaşa etmiştir, şahitlik eder. Böylece riyadan uzak, halis taat ve ibadete tevhidin saflığı ile ulaşılır”                                                Ebû Tayyib Magribi

“Tevhid; (O’nun misli gibi bir şey yoktur. Şûrâ/11) diyerek, Allah(c.c.)’ı tek ve eşsiz bilmektir”           Cüneyd

“Tevhid yakîndir. Yakîn ise yaratılmış olanların hareket ve sükûnunu Allah’ın fiili olarak bilmektir”

                                 Cüneyd

“Tevhidde hakikate ulaşandan nasıl ve niçin soruları düşer. Çünkü Allah’ın fiil ve hikmetinden sual olmaz”

Hallac-ı Mansur

“Tevhidi yaşayanlar anlatabilir”                          Ceriri

“Mütefekkirlerin akılları, tevhid bahsinde, son hadde ulaştı mı, hayret ve dehşet mertebesine erişmiş olur”

                                                                   Cüneyd

“Tevhid konusunda beş esas vardır: Allah’dan başkasına bir şey nisbet etmemek, masivadan yüz çevirmek ve sadece Allah ile meşgul olmak,  ibadet ile iradeyi O’na hasretmek, makamları terk etmek, (Allah hakkımda hayırlı olanı yapar) bilgisini unutmak”                              Husrî

“Tevhid, hal galip olunca vasıtaları ortadan kaldırmak; sahv(ayıklık) halinde ahkâm icab edince, sebeplere dönmektir”                                                                   Faris

“Tevhid, kulun son halinin, yaratılmadan önceki ilk haline dönmesidir”                                                   Cüneyd

“Kul vecd halinde tevhidi bulur, fakat tevhidin ilmini bulamaz. Tevhid ilmi olunca da, tevhidin varlığı olmaz”

                                    Cüneyd

“Halk, Tevhid ilminin incelikleri ve tevhid hali üzerinde değil, tevhidin zahiri ve sözü üzerinde duruyor”

Cüneyd

“Tevhidin bir zerresine vâkıf olan, o kadar büyük bir yükün altına girmiştir ki,sivri sineği bile taşıyamayacak kadar, mecalsiz kalır”                                                   Şiblî

“Tevhid, beşeri arzuları silmek, nefsin uluhiyyet davasında bulunmasına engel olmak(yani nefsini ifna etmek), saf olarak Hakk’ın iradesini kalbe hakim kılmaktır”

Rüveym

“Tevhide bir sûret ve şekil veren, tevhidin kokusunu bile alamamıştır”                                                          Şibli

“Tevhid ilmini bulan ve bununla vasıflananın ilk makamı, kalbinden eşyaya ait zikir ve fikirin yok olması; Aziz ve Celil olan Allah’ın kalpte münferid olarak kalmasıdır”                                                               Ebû Said Harraz

“Tevhidin alâmeti, tevhidi unutmaktır. Bu ise, kalpte vahid olan Allah’ın kaim olmasıdır”                     İbn-i Ata

“Arif olan muvahhid (tevhid ehli), en basit hitaptan tevhidi derinlemesine alan ve anlayandır”              Cüneyd

“Hakk mevcuttur, kadîmdir, vahiddir, hikmet sahibidir, kâdirdir, alimdir, kahirdir, merhametlidir, irade sahibidir, işiticidir, kerimdir, büyüktür, mütekellimdir, görendir, güçlüdür, hayat sahibidir, bâkidir, sameddir.

O ilmi ile alim, kudreti ile kâdir, iradesi ile mürid, semi sıfatı ile işitici, basar sıfatı ile görücü, kelâm sıfatı ile konuşucu, hayat sıfatı ile diri, beka sıfatı ile bâkidir. Sıfatları, Zât’ının aynı da gayrı da değildir. Zât her yönden tektir. Eserlerinden hiç birine benzemez. Sıfatları muhayyilede tasavvur edilemez, akıl ile tahayyül edilemez. Zaman ve mekândan münezzehdir. Üzerinden zaman geçmez. Sonu ve sınırı yoktur. Hiçbir amil (etken), O’nu fiile sevk edemez. Yardımcısı yoktur. Hiçbir varlık hükmünü reddedemez. Murad ettiğini yapar. Amellerin yaratıcısı O’dur. Âlemdeki eşya ve eserlerini halk eden O’dur. Yapmak istediğini, vasıta kullanmadan yapar”                     Kuşeyrî

Korkunun Şiddetinde Selef-i Salihin,Sahabe Halleri

Korkunun Şiddetinde; Selef-i Salihin, Sahabe ve Tabiin’in Halleri:

“Keşke insan olmasaydım da senin gibi bir kuş olsaydım”
Ebû Bekir(r.a)
“Keşke ağaç olsaydık ta insan olmasaydık”
Ebû Zer ve Talha(r.a)
“Öldükten sonra tamamen yok olup, gitmeyi arzu ederdim”                                                                      Hz.Osman(r.a.)

“ Öldükten sonra tamamen unutulmuş olmayı, candan arzu ederdim”                                                           Hz. Aişe(r.a.)

Hz. Ömer(r.a.)’in Kuran’dan bir âyet duyduğu vakit bayılıp, düştüğü ve günlerce ziyaret edildiği söylenir. “Amel defterleri açılıp yayıldığı zaman” Tekvir/10. âyette düşüp, bayılmıştır.

Musa b. Mes’ud: “Biz Sevri’nin sohbetinde bulunduğumuzda, O’nun Cehennemden çekindiği durumunu görür ve sanki Cehennemin etrafımızı kuşattığını sanırdık” demiştir.

Mâlik b. Dinar: “Kâbe’yi tavaf ederken, bir seferinde küçük bir kızın, Kâbe’nin astarına yapışarak (Ya Rab, nice şehvetler var ki, zevkleri gitti, eserleri kaldı. Senin Cehennem azabından başka bir terbiye sistemin yok mu?) diyerek sabaha kadar ağladığını görünce, başımı ellerimin arasına alarak (Mâlik, helâk oldun) dedim” diyor.

Ebû Hafs: “Kırk yıldır yaptığım işlerime bakarak, Allah-ü Tealâ’nın bana dargın olduğuna kanaat getiriyorum” demiştir.

Dua-Tevbe

DUA:

Ya! Rabbim! Bizleri yer yüzüne gönderip, yine Sana dönmemizi, es-Sebur isminin icabı olarak sabırla beklemektesin. Bize de es-Sebur isminle tecelli etmeni bekliyoruz. Sabır, bize yakışan ve kapında beklemek için çok gerekli olan ahlâkımız olsun. Bize Yakîn imanını nasip et de, bu iman ile sabrımız, Sence makbul olan sabırlardan olsun. Eziyetler nedir ki, Sana yaklaşmanın yanında… belâlar da öyle… Biz Seni sevmeyi bilemediğimize sabrediyoruz. Çünkü Sen bildirmeden, bilemeyiz. Biz Seni birleyemediğimiz için sabrediyoruz. Çünkü Sen tevhide getirmezsen, gelemeyiz. Biz Seni anlayamadığımız için sabrediyoruz. Çünkü Sen yüzündeki perdeleri kaldırmazsan, anlayamayız. Biz Seni tanıyamadığımız için sabrediyoruz. Çünkü Sen zanlarımızı kaldırmazsan, tanıyamayız.

Çaresiz, şaşkın, nefsimizle dert içinde, gücümüz yetersiz, tutunacak yerimiz yok. Sen çaresizlere ümit, şaşkınlara doğruyu bildiren, nefsimizle mücadele yollarını öğreten, güçsüzlere güç veren, tutunmak isteyenlere ipini uzatansın.

Kitabında övdüğün “sabirin”e komşu et. Yarın geç olur, şu anda duamızı kabul et. Sabrımız, imanımızın kuvvetlenmesine sebep olsun. Senin için hiçbir şey yapamamanın mahcubiyeti içindeyim. Merhametinin büyüklüğüne inanıyorum. Bu merhametle Sana itaatte, ömrümün sonuna kadar sabretmeyi ve hattâ razı olmayı nasip et. Merhametlilerin en merhametlisi olan, Yüce Rabbim!